8 Mart 2010 Pazartesi

Gazete Hataları #3


Karar verin bir mi iki mi? Başlık bir diyor içerik iki hangisine inanalım.

28 Şubat 2010 Pazar

Ryan Shawcross'un Gözyaşları

Dünün en kötü anlarında biri bu bence. İngiliz savunma oyuncusu Ryan istemeden de olsa Arsenalli Ramseyin ayağının kırılmasına sebeb oldu. Sonra olayı daha dramatik hale getiren göz yaşları ve milli takıma ilk defa seçildiğinin açıklanması.

Sevinç ve hüzünün bu kadar iç içe girdiği anları yaşaması belkide yaşamda olgunlaşmasını sağlar kim bilir.

En azından ben kendisine kızmadım çünkü bilerek yapmadığını ve göz yaşlarının samimiyetine inanıyorum.

Çüş



Milliyet gazetesinde ingiliz The Indipendent gazetesinde alındığı söylenen şöyle bir haber gördüm sabah sabah. Haber doğru mu değil mi diye birde göz attım gerçekten var böyle bir haber ingilizce bilenler şuradan okuyabilir.

Daha sonrada Tom Ford denen şahsiyetin reklamlarını merak edip sitesine bir göz ataım dedim ve çıkardığı parfüm için hazırlanan iki tane çekimi görünce gerçekten şok oldum.

İnsan bu kadar mı kışkırtıcı reklam hazırlar arkadaş, büyük ihtimalle ingiliz gazetesi şok eden reklam olarak bunları seçmiştir ama yayınlamak cesaret ister.

Zaten cesur olmasına cesuruz bunları blogumuzda yayınlamaya ama başlığıda atmadan edemiyoruz. Böyle reklam mı olur arkadaş.

Hakkaten çüşşş.

Çek elini terbiyesiz

Skandaldan sonra ilk defa karşı karşıya gelen ikili maça bu sahneyle başladılar. Sonunda gülende mağdur taraf Wayne'di. Tamda türk filmi tadında bir sahne bekliyordum aslında maç içinde.

Top Terry'nin ayağındayken Wayne gelecek ve okkalı bir tekmeyle öç alacaktı yada kullanılan kornerde hakemlerin göremediği bir anda dirseği yapıştıracaktı.

İkiside olmadı kim bilir belki önümüzdeki maçlarda olur. :)

aha buda videosu

27 Şubat 2010 Cumartesi

Milli Forma



Haberi burada gördüm nasıl sevindiğimi anlatamam. Uzun süredir beklediğim bir hamleydi aslında. Çocukluğunda milli takımı bu forma ile seyreden insanlar için vazgeçilmez bir formadır.

Futboldan anlamayan insanların bile gördüğünde Türk milli takımının forması bu diyebileceği kadar marka olmuştu. Sonra euro96 zamanlarından F. Terim tarafından farklı formalar giymeliyiz diyerek gri renk içeren abidik gubidik şeyler bile giymiştik.

Değişim ve çağa ayak uydurmak tabiki güzeldir ama bazı değerlerde kaybedilmeden en azından ufak tefek değişikliklerle korunmalıdır.

Şerit forma milli takımın en önemli görsel öğesidir bana göre. Nasıl ki Peru formasını gören anında tanıyorsa yada portakal rengini  Hollandayla bellediysek bu da bizim damgamız.

Sonunda tekrar kavuştuk efsane formaya, hayırlı olur inşallah.

17 Şubat 2010 Çarşamba

Hiddink Süreci ve TFF'nin Fenerbahçeleşmesi




Son bir aydır ağzımıza sakız olmuş birşey marka değeri özellikle futbolu yönetenlerin sıkça dile getirdiği birşey.

Erman Toroğlu marka değerini düşürüyordu gönderildi(ki haklılar).

Yayını müşteriye sunan platformdan sürekli aynı şeyleri işitiyorduk. Kötü futbol, kalitesiz maçlar, kötü hakemler, falan filan.

Konu lig tv değil ona başka bir postta değiniriz.

Geçen gün Kayseri belediye başkanı atıp tuttu Hakan Sivriserviden girdi başka güçlerden çıktı. Marka değerini düşünen kurumumuzdan ses çıktı mı?

Yukarıya 3 tane resim koydum hepside tff resmi sitesinden alınmıştır. İlk iki resimde yazan şeylere bak 3. resimdeki gülüşe bak.

Marka olacaksanız ilk icraatınız insanlara güven aşılamaktır. Güvenilmeyen bir kuruluş marka olabilir mi? Önce tükürdüğünüzü yalamayacaksınız, insanlara yalan söylemeyeceksiniz sonrada kurumsal olarak markadan bahsedeceksiniz.

Birde 3. resmi kim çekti koskoca federasyonun fotoğrafçısı ışık ayarı yapmayı bilmiyor mu? :)
Markaymış pehh

Gazete Hataları #1

Hidding kim ki?

16 Şubat 2010 Salı

Şike mi?


Bu golü yiyen kaleciyi ıslak odunla dövsen sakinleşmezsin. 90 metreden vurulan topu yemekte ayrı bir meziyet ister.

Mohamed Mosaad maçtan sonrada şöyle demiş 'Hayır, kesinlikle tesadüf bir gol değil. Hajer'in kalecisinin ileride olduğunu gördüm ve o anda vurmaya karar verdim. Zor bir ihtimaldi ama gol olacağına inancım tamdı''

Gerçekten bunu söylediyse hakanın Prates'in şutunda topu bilerek yönlendirdim demesi kadar ilgi çekici.

Göremeyene link...

Olimpiyat Ruhu


Resim kış olimpiyatlarından anlaşılacağı gibi, Kanada curling takımından Kristie Moore karnı burnunda olsa da yarışmaya devam ediyor.

Tam 5.5 aylık hamile ve bu olimpiyatlarda bir ilk olmalı diyordum ki araştırınca daha öncede isveçli Magda Julin hamile olarak yarıştığını, yarışmakla kalmayıp üstüne üstlük altın madalya kazandığını öğrendim.

Anne karnında sporun bu en büyük organizasyonlarında boy gösteren çoçuklarada imrenmemek elde değil. :)

Bayan Moore'un azmini takdir ederken kendi içimde aklıma şu soru takıldı.

Bizim bir Süreyya Ayhanımız vardı? Sahi Süreyya'ya ne oldu.

Dünyanın En?


Dünyanın en büyük köğeciği. Adı Herkül, adı gibi görüntüsüde heybetli
Acaba sahibi dur dediğinde herkül komuta uymazsa ne yapıyordur.
Ben çok üstüne gitmezdim  : )

Güneş Geldi, Tekke Gelmedi, Gökhan Gitti

Başlıktakiler gerçekleşince elde edilen meyve Umut Bulut oluyor. Son 4 lig maçında 5 gol ve 1 asist ile rakamına ulaştı

Zaten mücadele etmesi ve rakip defansın üzerine yaptığı baskı akıl almazdı böyle atmaya devam ederse milli takıma seçilir ve  ardından yurt dışına açılabilir.

Sorun Böyle atmaya devam edecek mi?

Hep beraber göreceğiz.

15 Şubat 2010 Pazartesi

Manisaspor 2 - 2 Fenerbahçe

Herşey güzel başlamıştı oysa, golü atana kadar rakip yarı alandan çıkmayan bir fener izliyorduk. Genelde son 15-20 dakika yaptığı önde baskılı kaos futbolunun kaosunu bırakmış önde paslı ve baskılısını oynamaya çalışıyorlardı.

Belli ki uyarılmışlar, maçı zora sokmadan erkenden koparmaları gerektikleri.

Golden hemen önce Alexin kaleyi bulmayan frikiği (ki 2006 yılından beri atamıyor, artık Santos yada Mehmete bıraksa kaleye yakın yerden vuruşları), ve Özerin altı pastan dışarı vurduğu kafa pozisyonu maçın rahat geçeceğini düşündürüyordu.

Hem pozisyona giren hemde rakibi sürekli pasla bozan bir takım seyretmenin keyfini yaşıyorduk ki Cristianın golü geldi.

Ardından klasikleşmiş bir oyun değişimi oldu 5 dakika boyunca, golden sonra geri yaslanan rakibi bekleyen takım moduna geçtiler.

Bütün meselede burda başlıyor, neye göre oyunu bu tarz oynamaya çalışıyorlar anlaşılır gibi değil. Elinizde hızlı forvet ve kanat adamları olur ani baskın ile farkı açarsınız ama en hızlı adamınız sağ kanatta oynayan Mehmet ki o da ortalama bir oyuncu kadar hızlı.

Alex desen 5 metre arkasındaki adam tarafından bile yakalanacak kadar yavaş ve gittikçe ağırlaşan bir bünyeye sahip. Rakip için tehlike oluşturabileceği tek bölge kaleye yakın olduğu yerler. Bu aralar kaleye yakın noktalarda da çok formsuz ama bu bölgeden uzaklaştığı an daha da çekilmez bir oyun oynuyor.

Dün Alex gibi formu gittikçe düşen bir isim daha vardı, Gökhan ilk sene yaptığı muazzam patlamadan sonra her sezon dahada sıradanlaşan bir nevi İ. Üzülmezleşen bir oyun ortaya koymaya başlıyor.

Hücuma gittiğinde orta kesemeyen, geriye paldır küldür geldiğinde ise ya ofsattı bozan yada adamına uzak kaldığı için tehlike yaşanmasında başrollerde.

Senelerce dalga geçilen delinin performansın çizgisine adım adım yaklaşması ne kadar büyük bir hayal kırıklığı.

Maçın birde öteki yüzü var; Manisa tarafı.

Aslında onlar dersini iyi çalışmamışlar, Bursa maçı belki ölçü değil ama D.bakır maçı aslında iyi bir örnekti. Sert kapanan ve kalabalık adam adama savunmalara karşı zorlanan bir takımla oynuyorlar.

45. dakikadaki golde dahil ilk yarıda hiç yapamadılar, ne kalabalık durabildiler nede yeteri kadar sert oldular. Bir çok pozisyon verdikleri bir maçı birazda futbol şansıyla önde bitireceklerdi ama olmadı.

Volkanın birçok defa yağtığı gibi rakibin karşısında dev gibi durmaktansa hoplayıp zıplayarak topu ıskalamasına son anda Gökhan engel olmasa maç bir dakika içinde 2-1 e gelecekti.

İkinci yarı manisa biraz daha cesaretle oynamaya çalıştı özellikle 45-60 arasında rakibin üzerinede gittiler ama altmıştan sonra da bir puana razı oyuna geçtiler.

Geri kalan süredede aynı oyun oynanmaya devam etti, bol pas yana deplasman takımı kaleye gitti gol için sürekli ortadan delmeye çalıştı ama olmadı. Semih ve Alexte kaybolunca 9 kişi ancak bu kadar devam edebildiler.

Futbol böyle bir oyun, herşeyi yapabilirsiniz ama bazen istediğiniz olmaz. Hiçbirşey yapmazsınız ama kazanırsınız.

13 Şubat 2010 Cumartesi

Kış Olimpiyatları Kazası

Kış olimpiyatları kötü başladı daha önceden yazmıştık Vancouver olimpiyat komitesinin başında ki isim Jack Poole kanserden hayatını kaybetmişti. Ağızlarda buruk bir tat ile başlayacaktı oyunlar.


Bu haberden sonra dün yapılan antremanlarda sırasında Gürcü Nodar Kumaritashvilinin kızağıyla kaza yapıp , yaşamını yitirmesi moralleri tam anlamıyla sıfırladı.

Aşağıda kaza anının videosu mevcut isteyen bakabilir.

Bir ara bende kızakla kaymanın ne kadar heyecan verici olabileceğini düüşnüyordum. Tek sefelik denemek istiyordum ama bu olaydan sonra ne kadar tehlikeli olabileceğini gördüm.


Buda göremeyene link...

Canales Madrid'de

"Real Madrid C.F. and Real Racing Club Santander have reached a deal for the transfer of player Sergio Canales Madrazo.


The contract will take effect as of 1 July 2010 and will keep Canales at Real Madrid for the next six seasons."

Dün akşam açıklama yapıldı ve 22 ekimde ilk kez adam olacak çocuk dediğimiz Canales Real Madrid ile anlaştı. 1 Temmuz 2010'dan itibaren geçerli olacak. Söylenene göre Racing bu transferden 5 milyon euro kazanacak. İyi sayılabilecek bir para sözleşmesi altı ay sonra bitecek bir isim için.
 
Bakalım Real'de oynayabilicek mi genç ispanyol. Bu transfer Raul'un amerikaya gideceği söylentilerinin iyiden iyiye konuşulmasına sebeb oldu. Bakalım gidecek mi Bayrak adam.
 
Dipnot: Resim 5 şubat tarihli marca'dan. Adamlar klübün içini dışını avuçlarının içi gibi biliyorlar arkadaş.

12 Şubat 2010 Cuma

Sarı Kart İstemek

Bu ülkede en aptal en anlaşılmaz kural bu olsa gerek. Sezon başında beri hakemlere bu yüzden ettiğim küfürün haddi hesabı yok.

Faul yapılan adam eliyle kart işareti yaparsa anında kartını göster.

Fikir babası kim, kabzımalın biri.

Hani hakemleri yerden yere vuran avrupada yap şu hareketi hakeme de göreyim diyen. Kimsede sormuyor Cüneyt Çakır şu kartı avrupada verebilir mi?

Yemez, neden orda kimse böyle harekete kart göstermiyor çünkü.

Burda kabzımalın gazına gelip herkes uyguluyor.

Peki hocam bu sarı kart yada kart değil mi hoca diyenlere de sarı kartı gösteriyorlar mı? Ne farkı var ikiside kart istemek değil mi?

Birde görmedin mi hoca kartı var, bunun içinde elinizi gözünüze götürmeniz yeter. Başka birşey anlatsanızda eliniz bir kere göze gitti mi sarıyı yersin.

Bir maçta kazım topa bakıyorum diyerek eliyle gözlerini ve havayı göstermişti. Sonuç anında sarıyı anlının ortasıan yedi.

Aptalca iki kural yorumunun dünya üzerindeki ender uygulayıcısı olmakta ayrıca güzel.

Yürüyün be hakem camiası, aslanlarım. Bu hızla hepiniz global birer marka olacaksınız.

Bursaspor 3 - 1 Fenerbahçe

Dün tüm Türkiye olarak ne öğrendik, Fenerbahçe gibi yüz milyon eurolar değerinde olduğu bahsedilen takımın yedek ağırlıklı kadrosu üç avans bile verseler Bursayı yenemiyor.

Günün çıkarımı budur bence.

Maçın daha 5. dakikada bitmesi gerekiyordu, Gökhanlardan Gönül olan içeriye müthiş girdiği gibi bitirebilseydi pozisyonu geri kalan dakikalarda maçın ne gazı kalacaktı nede siniri.

Gönül olan Gökhan kaçırırda Ünal olan boş durur mu, 13. dakikada teke tek yakaladığı İvankov'un yüzüne vurmayı seçince maçın hafiften elektirği arttı.

O arada Vedersonun ikramı ile gelen gol ardından Bilicanın penaltısı kolay geçmesi gereken maçı gerdikçe gerdi.

Bilicaya da maç boyu alkış göndermekten ellerim patladı. Bir defans oyuncusu atılmak için ancak bu kadar uğraşır. Zaten şu kareden de görüldüğü gibi paşa çıktıktan sonra kulaklığı takmış,umurunda mı dünya. Şunu gördüğüm anda tepem attı. Maçın içine sıçmak için uğraşmışsın takım elendi elenecek senin yaptığına bak. Kulaklığı tak müzik dinle. Ohh ne ala dünya

Hadi bir öküzlük yapmışsın adama amatörce dalarak penaltı yaptırmışsın, sesini kesip yerine oturacağına penaltı kullanılırken zorla hakeme topun yerini göstermek.

Bir defa gösterdin iki defa gösterdin yeter uzaklaş ama beyefendi atılmak istiyorya topun başından uzaklaşmıyor. Penaltıyı ben yaptım ben atacağım der gibi topun hemen gerisinde. Yetmemiş itiraz ota boka, oda yetmemiş oyun duruyor hakem yerdeki takım arkadaşıyla ilgileniyor ama beyefendi gol atacakya orta sahadan beklemeden vuruyor.

Vur bakalım paşa, vur sonunu düşünmeden vur.

Daum belki de maçtaki en iyi kararını vererek ikinci yarıda çıkardı saatli bombayı.Kötü oynayan takımında on kişi kalmasını engelledi.

Bu kızılacak bir konuda başka yok mu?

Bütün takımın topu Guizaya şişirmesine ne demeli

İleride Drogba varmış gibi ayağına orta sahada topu alan şişiriyor, ulan kontrol etse ne olacak. Bugüne kadar adam mı geçmiş rakipleri sırtına alıp gol mü yapmış?

Kafa topu mu indirmiş yoksa idmanlarda bilmediğimiz özelliklerini mi gösteriyor takıma.

Zaten görmüşsün 51. dakikada Ünalın pasında kaleciyle karşı karşıya vuramamış bir adam var. Bu adama top şişirsen ne olcak pas versen ne olacak.

Sonradan Alex girdi falan bir kaç cılız atak gelişti o kadar. Gerisi koca bir boşluk.

Kaderinde cilvesi midir nedir ömür törpüsü karavanacı okçu gitti son dakikada topa vurdu İbrahime çarptı gol oldu ve tur geldi.

Güler misin ağlar mısın?

9 Şubat 2010 Salı

Adam Haklı

Dün yazmıştım klübün medya iletişim başkanı A. Metin aracılığıyla Aziz Yıldırım'ın düşünceleri toplumumuza bildirildi. Malum ne tv, ne resmi site nede gazete veya dergisi olmayan bir klüp olduğumuz için düşüncelerimizi açıklayacak başka bir mecra bulamıyoruz.

Aziz başkan şöyle demiş,

"Bir yandan sohbet ediyoruz, bir yandan da Fenerbahçe'nin kalbinde dolaşıyoruz, bilgiler alıyoruz. Tam o arada Galatasaray'ın flaş transferi Jo'nun sakatlandığı haberi geldi. Aziz Bey 'üzüldüm' dedi. 'Ciddi mi, rakibinizin eli zayıfladı' diye şaşırdığımı dile getirdim. 'Yoo; yorum yapmak bana düşmez ama Galatasaray'ın transferleri yanlış' karşılığını verdi."

Tabi Haldun Üstünel o kadar uğraştığı isimler için böyle sözler duyunca kırmızı görmüş renk körü boğa gibi olmuş ve cevabı hemen yetiştirmiş.

"Galatasaray olarak rakiplerimizin icraatlarına hep saygılı olduk... Açıkcası biz bu duruşu sergilerken, rakiplerimizden de aynı saygıyı bekliyoruz. Transferde kimin yanlış yapıp yapmadığı sezon sonunda belli olacak.Biz şampiyonluk kupasını 18. kez havaya kaldıracağımıza inanıyoruz.

Kendisini Dünya kulübü olarak görüp, transfer yapmadıklarını söyleyenler ara transferde 4 milyon euro harcadıklarını nasıl açıklayabilirler? Gerçek bir Dünya markası olan Galatasaray'ın ezeli rakibinin başkanı, marka değerini yükseltmek isteyen Kulüpler Birliğini temsil ederken, bizim icraatlarımızla ilgili yorum yapması hiç de şık durmamaktadır."

Bu söylediğine itirazı olabilecek bir tane kul olacağını zannetmiyorum. Yerden göğe kadar haklı ama sonra o da dayanamamış başka birşey saçmalamış.

"Kulüpler Birliği Başkanı Sayın Aziz Yıldırım'dan bizim transferlerimizle ilgili yorum yapmasını değil, sahada iki sezondur kasti tekmelerle sakatlanan oyuncularımız için çözüm bulmasını bekliyoruz."

Bunun çözümünü hakem hocaları ve federasyon bulacak sayın Üstünel, klüp başkanları yada yöneticileri değil. Laf olsun torba dolsun.

Adam Olacak Çocuk


Brezilyalı olupta defans oyuncusu tanıtmak garip aslında. Oyunun savunma yönünden çok hücum yönünü becerebilen oyuncular yetiştirmek aslında maharet değil, zaten adamların dna'larında şifrelenmiş bütün bu özellikler.

Her sene bir öncekinden daha iyi oldukları bir konu var o da mevki ayırt etmeksizin yıldız olacak oyuncu yetiştirme konusunda gerçekten çok yol kat ettiler.

Tolói bana seyrederken Lucianoyu hatırlatıyor ama tabi ondan bir kaç adım önde bir isim. Defansif olarak yeteri kadar sertliğe sahip. Bunun yanında her brezilyalı gibi pas organizasyonunada katkısı büyük. Kafa topu almasına alıyor ama biraz daha geliştirmesi gereken özelliklerinin başında geliyor. Tabi fiziki gelişiminide sağlaması lazım, şuan avrupa için yeteri kadar kalın ve kuvvetli değil.

Breno'dan büyük bir patlama bekliyordu belki brezilyalılar ama bu çocuk onun yerini alacak gibi. Zaten kendiside hedef olarak 2014 dünya kupasını almış kendisine. Goiasta düzenli 11 oynayarak gelişimine devam edcektir ki bir kaç sene içinde avrupada görme ihtimalimiz yüksek.