Analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2010 Pazar

Galatasaray 0 - 1 Fenerbahçe

Futbol böyle güzel, bazen en sevmediğiniz en çok küfür ettiğiniz oyuncu size en büyük sevinçlerden birini yaşatabiliyor.

Maçta çok birşey yoktu belki, derbi gibi değildi. Gerilim desen yok, pozisyon desen yok, heyecenlanacak anlar bir elin parmağını geçmiyor iki takım için.

Bir G. Santos'un bir de Keita'nın şutu var. Diğer tarafa geçersek Vedersonun yakalayıp şut çekmediği pozisyoncuk var o kadar.

Onun dışında sürekli pas yapmaya çalışan ama pas yapmaktan başka birşey yapmayan iki takım vardı. Alex, Mehmet ve Santos'un sürekli pas yapmaya zorlaması. Topu hiç havalandırmadan ayaklarında tutmaları işimizi ne kadar kolaylaştırsada hep o final pasını bekledik. Bir defa Alex Guizaya attı onda da yan hakemin yanlış bayrağı engel oldu.

Hakemlik bile düzgün iş olmadı bir tek fuck off tan atılan Kazımı gördükten sonra hakemin gözünün içine kalaylı bir küfür yollayan Baros'un oyundan atılmaması tartışılabilir. Dos Santosun pozisyonu için penaltı diyenlere pek katılamayacağım.

Galatasarayın sorunu aslında burda kolay yere atlayan oyunculardan kurulu. Hele ki Keita ve Dos Santos nerdeyse her pozisyonda yere atladılar.

Maçta atan kazanacaktı, sakin olması gerekende Fenerbahçeydi. Atan kaznadı, Emrenin olmamasıda sükunetini korumasına yardımcı oldu.

Bugün kazanan haklıdır günü benim için, eleştirmek istemiyorum. Günün keyfini çıkaracağım.

Bu arada Münferit olarak sayın Helvacıyı selamlıyorum.

15 Şubat 2010 Pazartesi

Manisaspor 2 - 2 Fenerbahçe

Herşey güzel başlamıştı oysa, golü atana kadar rakip yarı alandan çıkmayan bir fener izliyorduk. Genelde son 15-20 dakika yaptığı önde baskılı kaos futbolunun kaosunu bırakmış önde paslı ve baskılısını oynamaya çalışıyorlardı.

Belli ki uyarılmışlar, maçı zora sokmadan erkenden koparmaları gerektikleri.

Golden hemen önce Alexin kaleyi bulmayan frikiği (ki 2006 yılından beri atamıyor, artık Santos yada Mehmete bıraksa kaleye yakın yerden vuruşları), ve Özerin altı pastan dışarı vurduğu kafa pozisyonu maçın rahat geçeceğini düşündürüyordu.

Hem pozisyona giren hemde rakibi sürekli pasla bozan bir takım seyretmenin keyfini yaşıyorduk ki Cristianın golü geldi.

Ardından klasikleşmiş bir oyun değişimi oldu 5 dakika boyunca, golden sonra geri yaslanan rakibi bekleyen takım moduna geçtiler.

Bütün meselede burda başlıyor, neye göre oyunu bu tarz oynamaya çalışıyorlar anlaşılır gibi değil. Elinizde hızlı forvet ve kanat adamları olur ani baskın ile farkı açarsınız ama en hızlı adamınız sağ kanatta oynayan Mehmet ki o da ortalama bir oyuncu kadar hızlı.

Alex desen 5 metre arkasındaki adam tarafından bile yakalanacak kadar yavaş ve gittikçe ağırlaşan bir bünyeye sahip. Rakip için tehlike oluşturabileceği tek bölge kaleye yakın olduğu yerler. Bu aralar kaleye yakın noktalarda da çok formsuz ama bu bölgeden uzaklaştığı an daha da çekilmez bir oyun oynuyor.

Dün Alex gibi formu gittikçe düşen bir isim daha vardı, Gökhan ilk sene yaptığı muazzam patlamadan sonra her sezon dahada sıradanlaşan bir nevi İ. Üzülmezleşen bir oyun ortaya koymaya başlıyor.

Hücuma gittiğinde orta kesemeyen, geriye paldır küldür geldiğinde ise ya ofsattı bozan yada adamına uzak kaldığı için tehlike yaşanmasında başrollerde.

Senelerce dalga geçilen delinin performansın çizgisine adım adım yaklaşması ne kadar büyük bir hayal kırıklığı.

Maçın birde öteki yüzü var; Manisa tarafı.

Aslında onlar dersini iyi çalışmamışlar, Bursa maçı belki ölçü değil ama D.bakır maçı aslında iyi bir örnekti. Sert kapanan ve kalabalık adam adama savunmalara karşı zorlanan bir takımla oynuyorlar.

45. dakikadaki golde dahil ilk yarıda hiç yapamadılar, ne kalabalık durabildiler nede yeteri kadar sert oldular. Bir çok pozisyon verdikleri bir maçı birazda futbol şansıyla önde bitireceklerdi ama olmadı.

Volkanın birçok defa yağtığı gibi rakibin karşısında dev gibi durmaktansa hoplayıp zıplayarak topu ıskalamasına son anda Gökhan engel olmasa maç bir dakika içinde 2-1 e gelecekti.

İkinci yarı manisa biraz daha cesaretle oynamaya çalıştı özellikle 45-60 arasında rakibin üzerinede gittiler ama altmıştan sonra da bir puana razı oyuna geçtiler.

Geri kalan süredede aynı oyun oynanmaya devam etti, bol pas yana deplasman takımı kaleye gitti gol için sürekli ortadan delmeye çalıştı ama olmadı. Semih ve Alexte kaybolunca 9 kişi ancak bu kadar devam edebildiler.

Futbol böyle bir oyun, herşeyi yapabilirsiniz ama bazen istediğiniz olmaz. Hiçbirşey yapmazsınız ama kazanırsınız.

12 Şubat 2010 Cuma

Sarı Kart İstemek

Bu ülkede en aptal en anlaşılmaz kural bu olsa gerek. Sezon başında beri hakemlere bu yüzden ettiğim küfürün haddi hesabı yok.

Faul yapılan adam eliyle kart işareti yaparsa anında kartını göster.

Fikir babası kim, kabzımalın biri.

Hani hakemleri yerden yere vuran avrupada yap şu hareketi hakeme de göreyim diyen. Kimsede sormuyor Cüneyt Çakır şu kartı avrupada verebilir mi?

Yemez, neden orda kimse böyle harekete kart göstermiyor çünkü.

Burda kabzımalın gazına gelip herkes uyguluyor.

Peki hocam bu sarı kart yada kart değil mi hoca diyenlere de sarı kartı gösteriyorlar mı? Ne farkı var ikiside kart istemek değil mi?

Birde görmedin mi hoca kartı var, bunun içinde elinizi gözünüze götürmeniz yeter. Başka birşey anlatsanızda eliniz bir kere göze gitti mi sarıyı yersin.

Bir maçta kazım topa bakıyorum diyerek eliyle gözlerini ve havayı göstermişti. Sonuç anında sarıyı anlının ortasıan yedi.

Aptalca iki kural yorumunun dünya üzerindeki ender uygulayıcısı olmakta ayrıca güzel.

Yürüyün be hakem camiası, aslanlarım. Bu hızla hepiniz global birer marka olacaksınız.

Bursaspor 3 - 1 Fenerbahçe

Dün tüm Türkiye olarak ne öğrendik, Fenerbahçe gibi yüz milyon eurolar değerinde olduğu bahsedilen takımın yedek ağırlıklı kadrosu üç avans bile verseler Bursayı yenemiyor.

Günün çıkarımı budur bence.

Maçın daha 5. dakikada bitmesi gerekiyordu, Gökhanlardan Gönül olan içeriye müthiş girdiği gibi bitirebilseydi pozisyonu geri kalan dakikalarda maçın ne gazı kalacaktı nede siniri.

Gönül olan Gökhan kaçırırda Ünal olan boş durur mu, 13. dakikada teke tek yakaladığı İvankov'un yüzüne vurmayı seçince maçın hafiften elektirği arttı.

O arada Vedersonun ikramı ile gelen gol ardından Bilicanın penaltısı kolay geçmesi gereken maçı gerdikçe gerdi.

Bilicaya da maç boyu alkış göndermekten ellerim patladı. Bir defans oyuncusu atılmak için ancak bu kadar uğraşır. Zaten şu kareden de görüldüğü gibi paşa çıktıktan sonra kulaklığı takmış,umurunda mı dünya. Şunu gördüğüm anda tepem attı. Maçın içine sıçmak için uğraşmışsın takım elendi elenecek senin yaptığına bak. Kulaklığı tak müzik dinle. Ohh ne ala dünya

Hadi bir öküzlük yapmışsın adama amatörce dalarak penaltı yaptırmışsın, sesini kesip yerine oturacağına penaltı kullanılırken zorla hakeme topun yerini göstermek.

Bir defa gösterdin iki defa gösterdin yeter uzaklaş ama beyefendi atılmak istiyorya topun başından uzaklaşmıyor. Penaltıyı ben yaptım ben atacağım der gibi topun hemen gerisinde. Yetmemiş itiraz ota boka, oda yetmemiş oyun duruyor hakem yerdeki takım arkadaşıyla ilgileniyor ama beyefendi gol atacakya orta sahadan beklemeden vuruyor.

Vur bakalım paşa, vur sonunu düşünmeden vur.

Daum belki de maçtaki en iyi kararını vererek ikinci yarıda çıkardı saatli bombayı.Kötü oynayan takımında on kişi kalmasını engelledi.

Bu kızılacak bir konuda başka yok mu?

Bütün takımın topu Guizaya şişirmesine ne demeli

İleride Drogba varmış gibi ayağına orta sahada topu alan şişiriyor, ulan kontrol etse ne olacak. Bugüne kadar adam mı geçmiş rakipleri sırtına alıp gol mü yapmış?

Kafa topu mu indirmiş yoksa idmanlarda bilmediğimiz özelliklerini mi gösteriyor takıma.

Zaten görmüşsün 51. dakikada Ünalın pasında kaleciyle karşı karşıya vuramamış bir adam var. Bu adama top şişirsen ne olcak pas versen ne olacak.

Sonradan Alex girdi falan bir kaç cılız atak gelişti o kadar. Gerisi koca bir boşluk.

Kaderinde cilvesi midir nedir ömür törpüsü karavanacı okçu gitti son dakikada topa vurdu İbrahime çarptı gol oldu ve tur geldi.

Güler misin ağlar mısın?

4 Şubat 2010 Perşembe

Fenerbahçe 3 - 0 Bursaspor


Stad neredeyse tam dolu, takımlar iyi, hava güzel, zemin kötü.

Futbol için olabilicek her şartı sağlayan bir gece, birde zemin iyi olsa tam güzel olacak.

Maça Bursa iyi başlayınca Sivas maçının aslında rakibin kötülüğünden dolayı farklı bittiğini düşünmüştüm ama bu maçın 10. dakikasından sonra daha çok koşan, en azından oyun oynamaya çalışan taraf olarak gördük.

Maça Sağlam'ın neden Volkansız başladığını anlamaya çalışıyorum ama bir türlü çözemiyorum.

Kontra oynamaya çalışacaksınız en azından öyle bir ortam var, elinizde de Sercan ve Volkan gibi iki tane pire var. Birini oynatıp diğerini yedekte bırakmak çok akıllıca olmadı. Zaten girdikten sonra Volkanı seyretmek de ayrı keyifti.


Semihin hafiften oynayarak form tutması,takımında şeklini şemalini değiştirmeye başlıyor. İlk devre en büyük sorun Semihin bir türlü form tutamamasıydı, Guizadan zaten böyle bir beklentim kalmadı.

Bir gün önce Galatasaray'ın aşamadığı sorun beklerin oyuna katılamamasıydı. Bugün Santos ve Gökhan bu işi iyi sayılabiliecek derecede gerçekleştirdiler.

Beklerin önünde oynayan oyuncuların bir türlü istenen efektiviteye ulaşamaması, takımın daha rahat oynamasını engelliyor.

Bir Tuncay ya da Deivid'in dönem dönem yakaladıkları oyuna genişlik katma işini bir türlü ne Uğur, Vederson nede Topuz, Özer ikilisi sağlayamıyorlar.


Tabi daha ikinci devrenin daha başı, takımın taşları tam oturmamış. Maç ritmi kazanılmamış ama gidilen yol doğru.

Hele Emre ve Alex biraz daha oyuna ağırlıklarını katarlarsa seyri güzel maçlar bizi bekliyor.

Birde kupada bir tek bana mı öyle geliyor, yoksa herkesin ortak düşüncesimi bilmiyorum ama sanki daha tempolu daha güzel maçlar seyrediyoruz.En azından trt'nin izin verdiği ölçüde seyretmeye çalışıyoruz.

Son sözde hakem üçlüsüne üçü de kötü hakem. Bursa golünün ofsayt diye sayılmaması, saçma sapan faul kararları falan. Sürekli denk geliyorum kanaatim bu Göçek kötü hakem.

Dipnot:Sercan'ı kim alacak bilmiyorum ama inşallah sakatlığı kronik hale gelmez, yanlış bilmiyorsam ikinci defadır aynı sakatlığı yaşıyor daha 19 yaşındayken

25 Ocak 2010 Pazartesi

Hakem'e Bir Milan'a İki


Maçın skorunu sol eli kırmızı kart sayısınıda da sağ eliyle göstererek özeti geçiyor Mou.

Pazar gününün finalini gerçekten güzel yaptık bu maçla.

Kar yüzünden yollar tıkalıyken bütün hafta çalışan bünyeyi pazar günü ancak dinlendirebildik. Zaten bir futbol severi doyuracak maç adedi fazlasıyla vardı.

Trabzon maçıyla başlayıp Arsenal maçıyla devam ettikten sonra Leverkusen maçı, Galatasaray maçı derken finali İnter maçıyla yaptım. Arada göz ucuyla Cezayir-Fildişi maçınada baktım. Hatta bir ara Real maçına da geçiş yaptım.

Bütün önemli anları yakalamam (Ronaldonun golleri, kırmızı kartı, Keitanın füzesi, Cezayirin geri dönüşü falan) ayrıca hoşuma gitti.

Bitirişi böyle bir maçla yapmakta kaymağı oldu günün.

Bir italya ligi maçından çok premier lig temposuyla başladı derbi. Belki inter on kişi kalmasa  daha güzel bir maç olacaktı ama olsun bu yeter de artar bile.

Fark 9 puana çıktı liginde hafiften havası kaçtı, Mourinhoda demecinde onu belirtmiş zaten.

Şimdi asıl hedef Chelsea maçları büyük hoca için bakalım neler yapacak takımı.

22 Ocak 2010 Cuma

Fenerbahçe 3 - 1 Denizlispor


Enteresan bir mücadele;
ister dolu taraftan bakıp ağır zemindeki kazanma azmini alkışlayın
ister birbirinden bu kadar kopuk olmalarını eleştirin.

İkisindede ne yüzde yüz haklı sayılırsını nede haksız.

Maç çok ağır olmasa bile belkide bir oyuncu için en zor şartlardan birinde oynandı. Eforsa kendi sınırınızın en tepesine çıkmanız lazım.

Zaten öylede oldu, herkes çok koştu herkes çok mücadele etti. Elinden geldiğince oynamaya çalıştı bu sahada da bundan daha iyisini beklemek hayal olsa gerek.

Bilica dışında da laubali olan yoktu, ex-sivaslı eline geçen büyük takımda oynama şansını tepmek için vargücüyle çalışıyor. Sivasta ciddiyetini kaybederek oynayabilirsin, son adamken çalımda atabilirsin istediğin gibi ama hedefi olan takımda oynuyorsan hatanın devamlı yapılmasının affedilmeyeceğini bilmen lazım.

Daum geldiğinden beri takımın işleyen tek kanadı var hücum anlamında. Sol taraftan gelmeye çalışan bir takım halinde, bir türlü sağdan ne istenen içe katları nede sıfıra inen oyuncuları görebiliyoruz. Sezon başında bir kaç maç Gökhanın ekstra performansı ile Kazımın oynamak istemesi dışında çok işleklik kazanamadı.

Bekir ne kadar özverili olsada önündeki Mehmet ile savunma dışında çok bir katkı yapamıyorlar. Garip olanda bu. Kayseride alıştığımız şut atan, top taşıyan, arkadaşlarını pozisyona sokan oyuncudan eser yok şuan.

Özerin ikinci yarı girdikten sonra yaptıklarının benzerini hatta daha fazlasını yapabilcek bir oyuncu olmasına rağmen bu ürkekliğin nedenini çok anlamıyorum.

Bu sahanın neden bu halde olduğunuda anlayamıyorum.:) SGL adlı hollandalı şirket ile anlaşılırken drenaj sisteminde sorun olmadığı. Sorunun çimlerin ışık görmemesi ve bu yüzden gelişimini sağlayamaması olduğu söylendi. Bugün sahadaki suyun bir türlü dışarı atılamaması aslında sadece üstte değil çimlerin altında da sorun olduğunu gösteriyor.


Görülen kartlarda komediden öteye düşündürücüydü. Luganonun, Cristianın taç çizgisinde sırtı dönük adamlara yaptıkları hareketler insanı kıllandırmıyor değil. Malum haftaya sivasa gidilecek, eksi bilmem kaç derecelerde futbol oynamak var.

Genede eğlenceli bir maç oldu bence, hava soğuktu çok yağış vardı, saha kötüydü falan ama en azından iki takımda kendini oyundan sakınmadı.

19 Ocak 2010 Salı

Yenilginin Böylesi Güzel




Aslında maçın özeti bu pozisyonda saklı,geldiğinden beri yatmakla meşgul Santos yeteneklerini biraz gösterince tadına doyum olmayan bir performans seyrettirdi bizlere.

Maç gazozunaydı falan dedik ama gerçekten izlediğimize değdi.

Benim gibi düşünen var mdır? Bilemiyorum ama sanki kupa maçları daha futbol doluydu.

En azından benim seyrettiklerim.

Takımlar daha çok kazanmayı istediler, galibiyet için daha fazla efor sarfettiler.

Dünkü maçıda aslında belki Okanı seyretme imkanı yakalarım diye izlemek istiyordum. Genç oyuncuyu seyredemedim ama sezonun en keyifli maçını seyrettim şuana kadar.

Neden Okan?

Belkide Selçuk,Ali Bilgin ve Uğru gibi futbol cahillerini seyretmekten gına gelmiş bünye böyle istiyordur. U-17 maçlarında damağımızda güzel bir tat bırakmıştı sağbek pozisyonunda bu maçda 15 dakika seyredebilmeyi umuyordum ama bu defada önüme Daum engeli çıktı.

Bu maçta Okan ile başlamak ne kaybettirirdi, Bekiri stopere çekmesi defans hattını dünkünden daha kötü mü yapardı.

İki gün önce Abdülkadiride seyrettik Beşiktaş maçında, kendi kendime soruyorum dünkü Selçuktan ne kadar kötü olabilir.

Senelik 1.5 milyon euro alıyormuş beyefendi, allah daha çok versin ama geldiğinden beri sadece bir gıdım ileri gidebilmiş bir adam tarih boyunca en uzun süre forma giymiş isim olacak muhtemelen. Formanın hakkı bu mu?

Bir diğer olay ise Uğur, o kadar kötü futbolcu ki hala Sevilla maçlarının ekmeğini yemeye devam ediyor. Onurun ne eksiği var bu adamda? Ne kaybeder bir kaç maç şans verse alman hoca. Zaten uğurun alacağı yol belli, yedeklik bile yapamayacak bir görüntüsü var ama ya Onur.

Belkide iki üç kupa yada hazırlık maçında oynaması türk futboluna yep yeni bir oyuncu kazandıracak.

Neyse ağzımın tadını bunları yazarak daha fazla bozmayayım. Ben Özer ve Santosu seyretmenin keyfi ile hatırlayayım bu maçı.

Birde enteresan kararlar veren hakemiyle. Ne kötü hakemler varmış bu ligde haberimiz yokmuş. Kuddusinin boşuna günahını almışım o kadar. Hele Luganonun bir pozisyonu yok mu Nirvana noktasıdır düdüklünün.

9 Ocak 2010 Cumartesi

Direğe Nişanlamak


Bizim yayıncı kuruluşumuz genelde şöyle çalışıyor. 4 büyük takımdan haberler, saçma sapan görüntüler, bol bol tekrar maçları, maraton ve gereksiz söyleşiler.

Ligin marka değerini arttıracak yada müşterilerini işin içine sokacak herhangi bir programı yok. Vatandaş ne diyor dışında (ki bu kadar gereksiz bir programı neden yapıyorlar anlamıyorum).

Bu programın daha önce Stoke City için olan benzerinden görmüştüm, buda Arsenal için olan.

Ben seyrederken çok eğlendim, keşke bizde de olsa dedim.

Mesela haftaya Denizlisporlu oyuncular arasında böyle bir yarışma yapılsa. Bir sonraki hafta D.bakıra gitseler. Gerekli malzeme sadece bir kameraman ve bir genç sunucu daha fazlasına gerek yok.

Tabi bunu yapmak için asıl gerekli olan insanlara iyi hizmet sunma isteği olmalı. Eeee bunu yapmak içinde hizmet sunduğunuz insanlara karşı sorumluluğunuz olduğunu düşünmeniz lazım.

Kabzımalın birini en değerli ürünü olarak gören bir kurum bu sorumluluğu ne kadar taşıyor. Bence Sıfır.

Onların iki koltuk atıp kahvedeymiş havasıyla salyalar saçarak konuşmaları daha çok işlerine geliyor. Nede olsa dedikleri gibi ligimiz kalitesiz.

Kaliteside sormazlar mı adama kalite olarak sen ne katıyorsun bu lige.


Arsenal Crossbar Challenge - The funniest bloopers are right here

7 Aralık 2009 Pazartesi

Tersine Dünya



Zamanında takımlarımızın ligin kalitesizliği ve rekabetrsizliği yüzünden arvupa da sıra takımlarına bile kafa tutamadığını, arada bir kaç süslü galibiyet dışında istikrarı yakalayamağını konuşurduk.

Bugün ise ligin tepesindeki Galatasaray ve Fenerbahçede durum tam tersi olmuş durumda, liglerinde evlerinde yada deplasmanda galibiyet alamazken ecnebi rakiplerine karşı öyle yada böyle üstünlük kuruyorlar.

Dün akşam ki İ.B.B maçı da aslında buna hafiften örnek gibi, pana karşısında çok zor olmayan bir galibiyetten sonra ızdırap gibi geçen bir son 15 dakika geçirdi Samiyendekiler. Sonuçta gene son anlarda kaybedilen bir iki puan gözleri klasik büyük takım refleksiyle hakemlere çevirdi. Zaten mustafanın fotoğrafı açıklıyor bütün ruh halini. Üstünü başını parçalamak geliyor insanın. :)

Anadolu yakasında da durum pek farklı değil, al birini vur ötekine diye buna derler. Twente maçında girilen bir sürü pozisyona rağmen tek gollü galibiyet ardından çıkılan Eskişehir deplasmanında ise duran top dışında rakip ceza sahasına giremeyen bir takım.

Üstüne birde hakemler için savaş açmalar falan, şuan savaş açılacak bir kurum varsa o da futbol takımıdur topyekün. Umursamaz hareketler, bitsede gitsek havasında geçen değil tempo yapmak yürümeye mecali olmayan oyuncular grubunu harekete geçirmek asıl gerekli olan.

Başta dediğim gibi dünya tersine işliyor Daum ligi domine ettiği zamanlarda çok eleştirilirdi şu sözü yüzünden ama galiba amacına ulaştı. Takımı Avrupa da oynama tecrübesi kazandı, tabi yerseniz :)

6 Aralık 2009 Pazar

Eskişehirspor 2 - 1 Fenerbahçe



Herşey Antep maçının 2. yarısının ilk düdüğüyle başladı, galibiyete alışmış bünyeler sallanmaya. Baskıyı çok hissetmeyen ve yeni yeni birbirine alışan takım çözülmeye başladı.

8 hafta boyunca öyle yada böyle mücadele eden, başkanının istediği gibi rakiblerini ısıran oyuncular yavaş yavaş durmaya başladı.

Gökhan Gönül ve Alex'in durması ise bütün hücum gücünü bitirdi, zaten zordur kötü sezondan sonra gelen ilk maçlar. İyi başlarsanız "devamı gelecek mi" endişesi sarar, kötü başlarsanız "bu sezonuda kaybettik korkusu".



Bugün iki takımda birşey oynamadı, zaten doğru düzgün kalecileri yere yatıran pozisyon da yok. Bu maçı seyretmek için ancak taraf olmanız lazım, hemde iyi bir taraf. Yoksa çekilir gibi değil.

Oyun Daum'un seçimleri ve formsuz oyuncuların uykulu ruh halleriyle seyircilerin belleğini boğuyor.

Daum'un oyuncu kazanmak adına yaptığı Santos ısrarı farkında olmadan brezilyalının taraftar gözünde ki bütün kredisini bitirmek üzere. İkinci yarının başlaması ile arka arkaya iyi maçlar çıkarmak zorunda, yoksa işi çok zor.

Bir diğer tercih sorunu ise Alex, tamam bir pasta oyunu değiştirebilir ama neredeyse pas verecek mecali yok.



Yıllardır hocaların eleştirilmesinin başlıca sebebi Selçuk oldu. Bugün Abdülkadir oynasaydı 11 de Selçuğun verdiği performansı veremez miydi. Bu gençlerin Selçuğun yerine kötü oynamasını kabul edecek belkide binlerce taraftar var.

Ya da Özer Santos ve Alex'in verdiği katkıyı veremeyecek kadar kötü müdür? Yoksa Sakat mıdır? Açıklanmayan yada bilinmeyen bir şeyler var samandıra da yaşanan.

Oyunun içine dışına girmiyorum, sadece anlamadığım 6 hafta da 1 galibiyet alan takımın sorumluları neden bu kadar kayıtsızdırlar.




Sene başında Daum büyük konuşmuştu "6 da 6 gören var mı" demişti, şimdi burdan soralım 6 da 1 gören kaç teknik direktör geldi acaba bu takımın başına.

Bu arada Rıza Çalımbay "Fener kötü biz çok iyi oynadık" demiş, iyi oynayan es-es bu ise kötü oynayanı tahmin bile edemiyorum.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Liverpool 2 - 0 Manchester United

Adanın neden en büyük maçının bu olduğunu dün bir kez daha kanıtladı iki takımda. Goller, futbol, gerilim, sertlik, itiraz, hakem, kırmızı kartlar. Futbol için ne yazıyorsa kitaplarda saha da hepsi vardı. Bu oyunun neden bu kadar sevildiğini anlatan maçlardan biriydi. Zaten resimler anlatıyor her şeyi.





Fenerbaçe 3 - 1 Galatasaray


Kader diye bir şey varsa inandığınız dün geceki sonuç artık onun bir parçası oldu. Dile kolay 10 yıl boyunca en büyük rakibinize kendi sahanızda puan vermeyeceksiniz 27 gol atıp sadece 5 gol yiyeceksiniz.

Aslında değişen bir Fenerbahçe var Daum'un ilk döneminde beri, derbi kaybetmeyen en büyük rakiplerini içeride dışarıda yenen bir takım oldu.
Birde rakam verelim ki ne demek istediğimiz anlaşılsın, 2005-2006 sezonundan itibaren ligde dünkü maça kadar toplam 24 büyük maç oynamış bir takım var (ts,gs,bjk maçları) ve bu maçlarda 16 galibiyet 6 beraberlik elde etmiş. Yenilgi ise sadece 2.Düşününce gerçekten büyük maç oynamayı hazmetmiş bir takım çıkıyor karşımıza, dünkü sonuç bu yüzden çok şaşırtıcı değildi.Bu maçlar da stres yaşamadığını söyleyen Arda'nın zor olan günü daha da zor hale getirmesi ise akıl alır şey değildi. Deplasmana gelmişsin, 9 senedir kazanamıyorsun üstüne herkesin gözü üstünde. Maçı germek yerine rahat oynamak varken daha maç başlamadan rakibin ekmeğine yağ sürmek milli takım kalitesinde birine yakışmıyor. Zaten iki sezondur Ulusoy ailesinin veliahtlıyla dolaşa dolaşa üzerine Gucci yerine Kabadayı ceketi giymeye başladı. Farkında mı bilmiyorum ama gittikçe sevimsizleşen bir dönem Sabri'nin girdiği role bürünüyor. Belki de yurt dışına çıkması onun için en iyisi olacak yoksa bir Hasan Şaşımız daha olacak. Tabi ki sinirli olabilirsin ama kaptanlık sana kendini ve takımını kontrol etmen için verildi, takımını gerilimin daha da içine atman için değil.

Zaten beklenen gibi de başladı maç, İki takımı aslında birbirinden ayıran en önemli isimler savunma yönü kuvvetli orta alan oyuncuları. Galatasaray bu alanı Sarp-Ayhan ile doldururken Fenerbahçe daha teknik ve daha genç Emre-Baroni ikilisini kullanıyor. Yaş ortalamasında 4 yaş daha genç bir ikili 31/27.5, birde buna top kullanma becerisi eklendi mi ciddi anlamda ağır basıyor Fenerbahçe.Sürekli Baroni-Emre-Kazım-Mehmet ve Vedersonla baskı yiyen Galatasaray defansı ve orta alanının hata yapmasını bekliyordum ama onlara birde Leo Fransco katıldı. Anlamsız geri pasları daha anlamsız bir şekilde kısa kullanması bu baskıyı dahada kaldırılmaz hale getirdi.

İlk yarı bittiğinde rakip kaleye gidemeyen bir Galatasaray ve girdiğini değerlendiremeyen bir Fenerbahçe vardı. İkinci yarıda işler tersine döner rakip defansa daha çok baskı yapar dediğim Keita,Arda,Elano ve Nonda dörtlüsü sanki devre olmamış maç kaldığı yerden devam ediyormuş havasında döndüler. Fakat Fenerbahçe iyi hazırlanmış belli etti kendini. Ara biter bitmez tekrar rakip savunmaya baskı uygulamaya başladılar, topun kendi yarı alanlarına geçmesini engellemeye çalıştılar. Aslında bütün sezon benzer oyunu önemli maçların ilk 10 dakikasında yapıyorlar. Şok pres, kapılan toplar ve rakibi sindirme oyunu.

Penaltıdan önce Kazım kaçırdı, ardından ikinci gol. Tam fark büyür dedik bu defa Kornerden 2-1 oldu. İşte hikaye burada koptu, Türk oyuncular ve taraftarları şok eden bir değişiklik yapıldı. Arda dışarı alında. Kewell'ın girmesi doğru karardı ama bence çıkması gereken Elanoydu. Tabi bu kararın şaşkınlığını atana kadar geçen zamandan sonra sahneye Keita çıktı. Kasımpaşa maçında kroşesini tutturamamıştı ama bu defa Carlos'un sol gözünün üstüne iyi bir direk vuruş yaptı.Komik olan sanki yumruk atan kendisi değilmiş yada bilinç kaybı yaşamış gibi ben ne yaptım diyen vücut diliydi.

Ardından Guiza'nın skandal şekilde altı pastan golü kaçırması ve Aydın'ın gelebilecek en değerli pozisyonu harcaması. Tam ters noktada Kewell yakalasa şuan farklı şeyler yazılacaktı belkide. Burada Mustafa'nın bütün maç yapmadığı şekilde kanatlarda sıkışmış takımı adına delici bir performans göstermesi maçın nerede kaybedildiğinin kanıtı gibiydi.

Hakem iyi maç yönetmedi, hadi ofsayt santimlik ani karar onda hata aramıyorum ama penaltı yanlış karardı. Saçma sapan faul düdükleri çaldı, gereksiz yere diyaloglara girdi(elano'nun hakemin elini itmesi), kartlarını yanlış kullandı yada kullanmadı ama maçın geriliminde hepsini doğal karşılıyorum. Sonuçta aslolan futbol ve oyuncular hakem detaydır.

Derbi demek keyif demek, stres demek gol atana kadar kalbinin ne olacak diye çarpması demek.
Dün her şey vardı, gerilim, eğlence, coşku, gurur üstelik eski maçlara göre daha iyi bir oyun ortaya kondu.
Şimdi gazetelerde yazılar çıkar iki takıma yakışmadı, bu fiyatta oyuncular daha iyi oynamalı diye ama ben aldırış etmiyorum. Evet Liverpool-United maçı futbol açısından çok zevkliydi ama onlar bana maç boyunca yaşadığım heyecanı veremiyorlar. Bu yüzden bu maçların değerini bilelim.

23 Ekim 2009 Cuma

Galatasaray 4 - 1 Dinamo Bükreş


Arka arkaya evinde oynadığı ikinci maçta da 4 gol atarak galip geldi Galatasaray, üstelik bu defa sadece 1 tane yediler ama gene rakibe fırsatlar verdiler. Bu senenin en çok kullanılan 3 klişe lafından birini uyguladılar, rotasyon. Sol bekte Caner, defansta Topal,forvette Nonda ve Ardanın yerine de Elano ile başladı Rijkaard. Aslında daha zor bir ilk yarı bekliyordum, en azından oyunun daha çok sıkışmasını bekliyordum ama Servetin de katkısıyla atılan birinci gol bükreşi ileri çıkmaya zorladı. Kewell yorulana kadar yine müthiş işler yaptı ama maçın kahramanı tartışmasız Keitaydı. Lille de seyrettiğimiz oyununa benzer bir performans çıkardı çdeğişene kadar, gözümüzün pasını silen bir sağ açık performansı.


Elano da eski maçlarına oranla daha iyi oynadı, en azından maçın içinde çok saklanmadı. Fizik olarakta daha güçlü göründü. Bugüne kadar seyrettiğim lig ve avrupa maçlarında gördüğüm kadarıyla bu takımın en önemli oyuncusu Keita, herkes Ardadan bir Messi yada yeni Hagi yaratmaya çalışsa da onun değil Keita'nın yokluğu bu takıma ciddi anlamda yara açar. Sanırım bu sene Afrika kupasına gidecek ve bir süre takımda olmayacak belkide en önemli ve zor dönemeç bu olacak Galatasaray için çünkü Fildişi turnuvanın favorilerinden. Dönüşü uzun sürebilir.

Bükreş derbisinden iki ekipte galibiyetle çıktı bakalım pazar günü ne olacak.
Dipnot: Kewell'ın gollerinden sonra Boney M den Daddy Cool şarkısını çalması gerçekten çok güzel düşünülmüş, bulanı tebrik ederim.

Dipnot 2: Liverpool taraftarı da Kewell gol atınca aynı şarkıyı söylüyormuş, olsun burada devam etmeside güzel


22 Ekim 2009 Perşembe

Steaua Bükreş 0 - 1 Fenerbahçe


Bu sene bol bol seyredeceğimiz maçlardan birini daha seyrettik, golü atana kadar ileri gitmeye çalış. Fakat hızlı değil çok pas yaparak git, golü attıktan sonra geriye çekilebildiğin kadar çekil. Pas yeteneği bu kadar üst düzey oyunculardan kurulu bir takım neden topu bu kadar yavaş ve gereksiz dolaştırır. Bir diğer hata neden sürekli uzun top yapılır, ne amaçlanmaktadır.

Birde işin savunma kısmı var, Bilica arka arkaya 4-5 iyi maç çıkardıktan sonra son iki maçtır sahada anlamsız hatalar yapmak için zorluyor. Çalım atma sevdası yada garanti pas yerine zorlama pas atması yüzünden ilk yarıda 3 defa rakibe pozisyon verildi. Özellikle 45. dakikada kaptırdığı bir top var ki Nicolitaya iyi pas gelmemesi büyük bir şans.

Bu kadar güzel paslaşarak gol atabilen bir takımın, yürüyerek maçlar oynaması üzüntü verici. Tabi birde takımın teknik direktörüne de bir kaç söz söylemek lazım, geldiğinden beri ayakta durmakta zorlanan Santosa bu kadar dayanmak ciddi anlamda sorgulanacak bir şey. İki tane boş kaleye kaçırdı ki yeteneksiz desem değil, topa vuramıyor desem o da değil. Nesi var anlamak zor. İlk yarıda çıksa kimse sesini çıkarmazdı ama yorgun sol açık 90. dakikada değiştiğinde herhalde kendisi de şaşırmıştır.Maçın tartışmasız yıldızı Emre olmasa takımda ileri oynamak isteyen yok. Garip bir ruh hali sanki özellikle tembih edilmiş hızlı oynamayın diye, tabi ki daum böyle taktik verdi demiyorum ama anlaması zor.


Takım planlamasını yapanlara da tebrikler çuval dolusu parayı harçayıp iki forvetiniz sakatlanınca oynatacak bir 3. oyuncu bulamıyorsanız neden bu görevdesiniz. Basket takımı 3 senedir bir dört numara getirmez, futbol takımı iki senedir bir üçüncü forvet getirmez ya da getirdiğiniz genç oyuncuyu uefa kadrosuna almazsınız. Diyelim galibiyet gerekti golcü olarak kim girecekti sahaya Ali Bilgin mi yoksa Selçuk mu?

Özeri de uzun bir aradan sonra sahalarda görmek sevindirici. Takımda biraz kıpırdanan bir şeyler yapmaya çalışan tek oyuncuydu Emre ile birlikte.


Dipnot: Benim gibi TNT'yi Digitürk platformunda seyredenler D-Smart'a bolca küfretmiştir herhalde.